Vakanüvis yazdı: 12 Eylül basınını hatırlayalım



Bugün 12 Eylül darbesinin 41. yılına girilirken, o dönemde darbecileri destekleyen basın Vakanüvis tarafından kaleme alındı.


Vakanüvis yazdı: 12 Eylül basınını hatırlayalım

Kuruluşundan itibaren güç odaklarının yanında hizalanmayı seven Türk basını, özgürlüklerin kısıtlandığı, milletin cuntacıların eline kaldığı askeri darbeler dönemlerinde “zorba yancılığı”nı daha da ileri boyutlara taşımıştı.

Basın, tek parti devrinde olduğu gibi darbe dönemlerinde de milletin sesi olmayı seçmemişti.

Matbuat alemi, 27 Mayıs 1960 ve 12 Mart 1971 darbelerinde olduğu gibi 12 Eylül 1980 darbesindeki tutumuyla da kimseyi şaşırtmamıştı, tıpkı bu darbeden 17 yıl sonra gerçekleşen 28 Şubat post modern darbesinde de şaşırtmadığı gibi.

Gelin; 12 Eylül’ün 41’inci yıldönümünde bu kanlı darbeyi konuşurken, dönemin basının içler acısı hallerini de hatırlayalım.

DARBE ÖNCESİ SİVİL SİYASETİ KÖTÜLEME YARIŞINA GİRMİŞLERDİ

Basın, 27 Mayıs ve 12 Mart darbelerine giden dönemde olduğu gibi, 12 Eylül’e yaklaşılan yıllarda da siyasetçileri vesayet odakları karşısında yalnız bırakıyordu. Ülkenin en muhataralı dönemlerinden olan 1970-80 arasında basın, sürekli olarak atanmışları parlatan, seçilmişleri ise eleştiren bir tutum sergilemişti. Dönemin basını; 12 Eylül 1980’de yapılan askeri darbeye hem zemin hazırlamış hem de meşrulaştırmaya çalışmıştı. Hürriyet, Milliyet, Tercüman ve Cumhuriyet gibi gazeteler, darbe öncesinde yaptıkları yayınlarda; ülkede kaos ortamının olduğunu ve ordunun müdahale etmesi gerektiğine dair haberler, röportajlar ve köşe yazılarına yer veriyorlardı. Darbeden önceki aylarda gazeteler “Anarşik olaylarda 25 kişi öldü” (27 Ağustos 1980, Milliyet), “Ocak’tan Eylül’e anarşi raporu: 8 ayda 1606 ölü. Son aylarda günde ortalama 10 kişi terör olaylarında hayatını kaybediyor” (2 Eylül 1980, Milliyet), “Demirel’in 170 günlük iktidarında 1361 kişi öldü” (12 Mayıs 1980, Cumhuriyet) gibi manşetlerle terörün karmaşık, dış bağlantılı yapısına hiç temas etmmeden sadece sivil yönetimlerin zaafı üzerine odaklanan bir yayıncılık sergiliyorlardı. Terörle mücadelede hükümeti yüreklendirecek yayınlara rastlanmıyordu.

Vakanüvis yazdı: 12 Eylül basınını hatırlayalım  #1

HÜRRİYET’TEN DARBEYE HAZIRLIK YAZI DİZİSİ, TERCÜMAN’DAN DARBEECİLERİN HOCASINA KÖŞE

12 Eylül’e gidilen günlerde Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilerleme kaydedilememesi, basının “yönetilemez ülke” tezini yaygınlaştırmasını kolaylaştırıyordu. Bu süreç, “Meclis’te yine havanda su dövüldü”, “Meclis aday, vatandaş iş bekliyor” başlıklı haberlerle yansıtılıyordu. Ülkenin bir kaos içinde olduğu ve bu kaosu TBMM’nin sonlandıramayacağı mesajı veriliyordu. Bu arada, 27 Mayıs ve 12 Mart yaklaşırken de “kritik” haber ve yorumlara yer veren Hürriyet gazetesi, 12 Eylül’e iki gün kala başlattığı bir yazı dizisiyle de dikkat çekmişti. Geçmişinde, 27 Mayıs darbecileri tarafından Türkiye’nin Londra Büyükelçiliğinde Basın Ataşesi olarak görevlendirilme de bulunan Sadun Tanju’nun 10 Eylül’den itibaren yayınlanmaya başlanan “Lider” isimli “araştırma yazısı” tam anlamıyla orduya davetiye gibiydi ya da yazıyı kaleme alan kişi ve Çetin Emmeç’in Genel Yayın Yönetmeni olduğu Hürriyet gazetesi iki gün sonra yapılacak darbeyi bildikleri için kamuoyunu bu duruma hazırlama görevini yürütüyorlardı. Yazı dizisinde, kaos yaşanan bir ülkede otoriter tedbilerin devreye girmesinin sürpriz olmayacağı vurgulanırken, “lider”in önemine dikkat çekiliyordu:

“Liderlerin sinirleri çelik gibi olmalı. Lider, kendisini izlemekten pişman olmayacağımız Mustafa Kemal gibi sabırlı, akılcı, insanı ve toplumu bilmeli. Lider iç tehlikeleri saptamasını bilmeli. Lider halkın bütününü zafere ulaştıran adamdır. Siyasal ekonomik ve sosyal işlerimiz kötü gittikçe iyi yönetilmediğimiz düşüncesine daha fazla saplanıyor ve politik liderlerimizin böyle zamanlar için yeterince hazırlıklı olmadıkları kuşkusuna kapılıyoruz. Kamu düşüncesinde paylaşılan ortak fikir, iyi bir yönetimle bu güçlüklerden kolayca sıyrılabileceğimizdir. Rejim, neredeyse ‘iyi bir yöönetim kurulmasına olanak vermiyor’ damgasını yemek üzerdir. Yönetim, hangi sisteme bağlı olursa olsun, insan haysiyetine yaraşır bir yaşam düzenini kurup işletmelidir.”

Diğer yandan, Tercüman gazetesi de 1980’in yaz aylarında “Fikirler, Görüşler, Düşünceler” Sayfasında, darbe sonrası Anayasa’yı hazırlayacak olan komisyonun başkanlığına getirilecek olan Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı’ya peş peşe yazılar yazdırmaya başlamıştı. Aldıkaçtı, “Siyasi Hayat ve Anayasa Uygulamaları” başlıklı 7 Eylül 1980’de yayınlanan yazısında, mevcut sorunların Anayasa’dan kaynaklandığını, 1961 Anayasası’nın değiştirilmesi gerektiği görüşünü savunmuş, makalesini, “Bizim gülmeye takatımız kalmamıştır. Gülemiyoruz, fakat seyrediyoruz. Katlanıyor, bekliyoruz…” satırlarıyla bitirmişti. Tercüman gazetesi ayrıca, 9 Eylül 1980 tarihli bir “haber”i “Türkiye’de en büyük 300 firma yöneticilerinin görüşleri” başlığıyla vermiş, burada iş dünyasının “Devlet, otorite boşluklarını giderip, yasaları hakim kılmadıkça, çalışma barışı sağlanamaz” mesajını verdiğini aktarmıştı. Tercüman darbe öncesinde de sık sık Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in beyanlarına da geniş yer veriyordu. Gazete, onun 30 Ağustos 1980’deki konuşmasında yer alan “Anarşi yaratıcıları ordunun yumruğu altında ezilecektir. Türk ulusu bağrından doğan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yarattığı güven ortamı içinde sonsuza kadar birçok bayramları refah ve mutluluklarla kutlayacaktır” ifadelerini manşete taşımıştı.

Vakanüvis yazdı: 12 Eylül basınını hatırlayalım  #2

CUNTACILARA TAM DESTEK

Devrin gazeteleri, darbe olduktan sonra ise tam da kendileirinden beklendiği gibi hemen cuntacıların yanında yer almışlardı. Askeri darbe, Milliyet gazetesinde 12 Eylül tarihinde “Silahlı Kuvvetler yönetime el koydu”, Tercüman gazetesinde 13 Eylül tarihinde “Silahlı Kuvvetler yönetime el koydu. MGK Başkanı Org. Evren Açıkladı: Yeni Anayasa Hazırlanacak”, Hürriyet gazetesinde 13 Eylül tarihinde “Terörün sonucu: Yönetim Milli Güvenlik Konseyi’nde – Atatürk yolunda devam” başlığıyla okuyucuya sunulmuştu. Hürriyet gazetesi darbe yönetiminin kullandığı argümana uygun bir biçimde, darbe haberine Atatürk’ün posterini ekleyerek, “Ne sağ, ne de sol / Atatürk Türkiyesi doğrultusunda bir ülkenin haysiyetli kişileri olarak birlik içinde, dipdiri ve senin yolundayız / Şuna asla şüphen olmasın; Senin emanetin Cumhuriyet, ilelebet payidar olacaktır / Hainler, gafiller, tüm iç ve dış düşmanlar hakkettiklerini bulacaktır / Müsterih ol Atam” şiirini yayınlamıştı. Gazeteler darbenin ilk günlerinde de yıl dönümünde de aynı tutumu sürdürmüştü:

“Terörün sonucu: Yönetim Milli Güvenlik Konseyi’nde-Atatürk yolunda devam” (13 Eylül 1980, Hürriyet), “Ordunun yönetime gelmesi dışta olumlu karşılandı” (13 Eylül 1980, Milliyet), “Observer: Teröristleri temizleyip yönetim sivillere devredilecek” (15 Eylül 1980, Hürriyet), “Huzur, 1 yaşında” (12 Eylül 1981, Tercüman), “Sağol Mehmetçik” 12 Eylül 1981 Milliyet), “El ele, kol kola mutlu günlere gidiyoruz… Ve evet! Düzlüğe çıkıyoruz” (12 Eylül 1981, Hürriyet)Vakanüvis yazdı: 12 Eylül basınını hatırlayalım  #3

UĞUR MUMCU: DARBE, YAĞMURUN YAĞMASI KADAR DOĞAL BİR OLAY

Gazetelerin yöneticileri editoryal tercihleriyle darbeyi olumlarken, köşe yazarları da kurumsal duruşu destekleyen yazılarla okurların karşısına çıkıyorlardı. Tercüman gazetesinde “Tercüman” imzasıyla 14 Eylül 1980’de yayınlanan “Allah yardımcıları olsun” başlıklı yazıda, Türkiye’nin demokrasi ile yönetilmesi gerektiği, ancak ordunun yönetime el koymasının “bu en çağdaş rejimin çökertilmesi gibi” yorumlanmaması gerektiği, çünkü uygulamaki demokrasinin içeriğini kaybettiği ve “kof” hale geldiği belirtilmekteydi. Ordu, demokrasiyi bu “kof” halinden çıkararak yeniden “üstün niteliklerini kazandırmak için müdahale” etmişti. Tercüman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Güneri Civaoğlu da “Tercüman’dan Mektup” köşesinde “Tercüman Taraftır” başlıklı bir yazı kaleme alarak, gazetesinin, 12 Eylül sabahı Evren’in yaptığı açıklamada belirttiği hususlarda “taraf” olduğu, halkın da bu görüşleri paylaştığını dile getirmişti. Tercüman gazetesinin bütün yazarları darbeyi desteklemişti. Sadece Nazlı Ilıcak 10 Eylül 1980 tarihli “Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete…” başlıklı bir yazı kaleme almış, 14 Eylül 1980 tarihinde ise “Kıyamet koptu. Dünyanın sonu değilse bile, demokrasinin sonu geldi” satırlarıyla darbenin demkorasiyi sonlandırdığını yazabilmişti.

Ancak 16 Eylül tarihindeki yazısında ise “Ümidimiz memleketimizin birlik ve beraberliğimizin son şansı olan Türk Silahlı Kuvvetleri harekatının başarısı ile neticelenmesidir” diyerek görüşlerini yumuşatmıştı. – Ilıcak, ilerleyen yıllarda Süleyman Demirel’e yönelik ısrarlı desteğinden dolayı darbecilerle ters düşecek ve bir süre cezaevinde de yatacaktı. – Gazetenin diğer yazarlarından Rauf Tamer, darbeyi bir “barış harekatı” olarak nitelendirirken, Mukbil Özyörük ise “demokrasinin restorasyondan geçtiğini” savunuyordu. Darbecilere yardım edilmesi gerektiğini savunan bir başka gazete de Milliyet’ti. Milliyet gazetesinde 14 Eylül 1980’de yayınlanan “Milliyet” imzalı “Demokrasi için 12 Eylül’ün başarısı şarttır” başlıklı yazıda, “ülkesini seven herkesin yönetimin hedeflerini gerçekleştirmesine yardımcı olması gerektmektedir. Orduyu müdahaleye zorlayan şartların normale döndürülmesi açısından herkes bu yardımı yapmalıdır” denilmişti. Hürriyet gazetesi yazarı Oktay Ekşi de 17 Eylül 1980 tarihli köşe yazısında, “Türkiye tam bir onarım yönetimi altına girmiş bulunmaktadır. Bu yönetim, özgürlükçü demokratik sisteme ve Atatürk ilkelerine bağlı olanları tatmin edecek bir tutum içindedir” diyerek darbe yönetimine destek çağrısı yapmıştı. Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Uğur Mumcu ise 14 Eylül 1980’deki “Gözlem” adlı köşesinde, ordunun yönetime el koymasını “yağmurun yağması gibi doğal bir olay” olarak yorumlamıştı. Yine Cumhuriyet’in 16 Eylül 1980’deki “Olayların Ardındaki Gerçek” köşesinde de “ordunun yönetime el koymasının bu kadar sessiz, kolay ve gürültüsüz bir şekilde gerçekleşmiş olması, bu eylemin toplumun beklentilerine karşılık vermesi”nden kaynaklandığı görüşü savunulmuştu. Cumhuriyet yazalarından Oktay Akbal da “Bir yerlere gidiyorduk. Bu gittiğimiz yer bugünkü yerdi. Kaç kez uyardılar. Kaç kez açık açık söylediler. Hepimiz yazdık, hepimiz söyledik. Sonu yoktu bu gişin” satırlarını kaleme almıştı.

Vakanüvis yazdı: 12 Eylül basınını hatırlayalım  #4

BAKIN, DÜNYA DA ASKERLERİ DESTEKLİYOR!

Gazeteler darbe haberlerini verirken, dış basında darbeye ilişkin olumlu değerlendirmeleri de yayınlayarak, Avrupa’nın da darbeyi desteklediği mesajını vermeye çalışıyorlardı. Tercüman, “Dış Dünya: TSK’nın yönetime el koyması basın ve yayın araçları tarafından ilk olarak duyuruldu: Ordu Mecbur kaldı. (13 Eylül 1980)”, Milliyet “Ordunun yönetime gelmesi dışta olumlu karşılandı (13 Eylül 1980), Hürriyet, “Observer: Teröristleri temizleyip yönetim sivillere devredilecek.

(15 Eylül 1980) başlıklı haberlerle dış dünyanın darbeyi desteklediğini okurlarına aktarıyordu. Darbenin gerçekleştiği haberlerinin yanı sıra “İstanbul Üniversitesi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ülkede bütünlüğü sağlamak amacıyla tüm yurtta yönetime el koymasını kutladı. (15 Eylül 1980 – Hürriyet)” şeklindeki haberlerle akademik dünyanın da yeni yönetimin yanında yer aldığı mesajları verilmeye çalışılıyordu.

Vakanüvis yazdı: 12 Eylül basınını hatırlayalım  #5

SONRAKİ YILLARDA DARBEYE DESTEK VERDİKLERİNİ SAKLAMAYA ÇALIŞTILAR

Dönemin basınının darbecileri destekleyen tutumu arşivlerde yer alsa da ilerleyen yıllarda yapılan değerlendirmelerde, anı kitaplarında ise hem kişisel hem de kurumsal olarak “darbeye direnildiği” en azından darbecilerin isteklerinin tamamının yerine getirlmediği ileri sürülmüştü. Gazeteciler tarafından yazılan anı türü kitaplarda vurgulanan nokta, kendi basın organının darbenin karşısında yer aldığı, bu nedenle de daha fazla baskı gördüğü yönündeydi. Hasan Cemal 12 Eylül sonrası anılarını anlattığı kitabında, askeri yönetimin Cumhuriyet’i sıkı bir şekilde takip ettiğini, gazztesi Cumhuriyet’in darbeyi desteklemediğini, Tercüman’ın ise destelekdiğini göstermeye çalışmıştı. Darbenin lideri kenan Evren de, basının 12 Eylül döneminde “kendilerini nasıl alkışladığını ama sonra iktidarı bıraktıklarında acımasızca eleştirmeye başladığını belirtip yakınmıştı. Doğan Tılıç, “Utanıyorum Ama Gazeteciyim” isimli kitabında, basının askeri yönetime yönelik tutumunu anlatırken, “Arşivim, şimdi demokrasi kahramanı olan gazetecilerin cunta döneminde neler yazdıklarının örnekleriyle dolu” satırlarına yer vermişti. Dönemi inceleyen Zafer Yıldırım, şu değerlendirmeyi dile getirmişti:

“12 Eylül sonrası dönemde basının resmi görevlilere hesap verdiği, sağ-sol basın mensuplarının paylaştığı bir görüştür. Ayrıldıkları konu ise kimin daha çok sansüre uğradığı ve kimin daha çok yönetime yakın durduğu konusundadır. O dönemde bazı basın mensuplarının müdahaleyi içtenlikle desteklemiş olduğu ortaya çıkmaktadır. 1982 Anayasası’na yüzde 92 kabul oyu çıkan o günün Türkiye’sinde, basın mensuplarının tamamının yüzde 8 içerisinde kaldığını söylemek zordur. Basın mensuplarının müdahale sonrası dönemi anlattıkları kitaplarını, müdahalenin artık kamuoyundan destek bulmadığı bir dönemde kaleme aldıkları unutulmamalıdır.”

Vakanüvis yazdı: 12 Eylül basınını hatırlayalım  #6

*Dr. Zafer Yıldırım, Basın Özgürlüğü ve 12 Eylül Müdahalesinde Ordu-Basın İlişkisi, Mevzuat Dergisi, Sayı 103, Temmuz 2006

*Prof. Dr. Süleyman İrvan, Türkiye’de Basının Askeri Darbelere Yaklaşımı, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, Sayı 13, 2002

*Evin Katurman, “12 Eylül ve Basın: Toplumsal Rıza Nasıl Sağlandı?”, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Bitirme Tezi

Vakanüvis yazdı: 12 Eylül basınını hatırlayalım  #7

Vakanüvis yazdı: 12 Eylül basınını hatırlayalım  #8

Vakanüvis yazdı: 12 Eylül basınını hatırlayalım  #9

Vakanüvis yazdı: 12 Eylül basınını hatırlayalım  #10

Vakanüvis yazdı: 12 Eylül basınını hatırlayalım  #11

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir